Teknolojinin Çevresel Etkileri

Coğrafya TR 20 Mayıs 2020

Ateşin icadı ile başlayan, Sanayi Devrimi ile hız kazanan teknolojik gelişmeler hayatımızı kolaylaştırmaktadır. Eski zamanlarda insanlar yüzlerce kilometre yolu kah yürüyerek kah at üstünde aylarca kat ederken günümüzde araba, gemi, uçak gibi teknolojik araçlarla çok kısa sürede, yorulmadan aynı yolu gidebilmekteyiz. Yalnız, teknolojik gelişmeler bizim için yarar sağlarken doğayı olumsuz yönde etkilemektedir.

Teknolojik Gelişmelerin Ortaya Çıkardığı Çevre Sorunları Nelerdir?

Beşer, insan demek olduğuna göre beşeri insan kaynaklı demektir. Doğal çevre kirleticileri olmasına rağmen teknoloji, insana bağlı bir gelişme olduğu için teknolojinin doğada sebep olduğu kirlenme, beşeri kirlenmedir.

Bunları;şeklinde gruplandırabiliriz.

1. Su Kirlenmesi : Her türlü kirlilik suyla temizlendiği için su, kirleticilerden en çabuk ve en fazla etkilenen doğal kaynaktır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak;

fabrika atıkları,

 

deniz taşıtlarından çıkan yanmış yağlar,

 

mazot ve katranlar,

ilaç ve kağıt fabrikalarından çıkan zararlı kimyasallar,

 

tarım ilaçları ve gübreler,

evlerde kullanılan deterjanlar

çeşitli şekillerde sulara karışarak su kirliliğine sebep olur.

 

Su, biyolojik kirlenmeye uğrayınca etrafına hastalık saçmaya başlar. Kirlenen suların içinde bulunan ve hastalığa sebep olan maddeler :

Fenol Türevleri : Kirli suların içinde bulunan fenol ve türevleri beyinde ve dolaşım sisteminde bozukluklara, böbrek yetmezliğine, boğazda şiddetli yanmaya, kusma, mide kanaması, mide krampları, şok ve solunum durmasına sebep olmaktadır.

Kurşun : Beyin, böbrekler, karaciğer, mide, bağırsak sistemi ile kemik iliğinde hastalıklara sebep olur.

 

Amonyak : Boğaz, yemek borusu ve bağırsak sistemi ile kemik iliğinde hastalıklara sebep olur.

 

2. Toprak Kirlenmesi : Toprak, canlı hayatının devamlılığı, ekolojik dengenin sağlanması açısından çok önemli bir doğal kaynaktır. İnsanın tarih sahnesine çıkması, tarımın başlaması ile insan için toprağın değeri daha da artmıştır. Toprak sayesinde yiyecek, sanayi hammaddesi, orman, madenler gibi pek çok faaliyet yürütülmektedir. Yalnız teknolojinin gelişmesine bağlı olarak bu doğal kaynak giderek kirlenmektedir.

 

Kullandığımız deterjanlar, tarımda verimi arttırmak için kullanılan kimyasal gübreler, klorlu ve cıvalı tarım ilaçları, sanayi atıklarında bulunan asitler, sönmemiş kireç, amonyak, maden cevherinin işlenmesi sırasında ve işlendikten sona meydana gelen zararlı atıklar, nükleer santrallerde meydana gelen sızıntılar, çok derinlere gömülmesi gerekirken yüzeysel gömülmüş zehirli kimyasallar toprağı kirletmektedir.

Toprak, sadece yeryüzünde meydana gelen olumsuzluklarla kirlenmez. Hava kirliliği de toprağı kirletir. Havadaki kirlilik asit yağmurlarıyla toprağa iner ve toprağı kirletir.

 

Toprak, içinde ve üzerinde yaşayan canlılarla birlikte canlı bir varlıktır. Ekosistemin temel taşlarından biridir. Etki alanı çok geniştir. Bu nedenle toprağın kirlenmesi de ekolojik dengeyi bozacak, pek çok canlıyı, doğrudan ve dolaylı olarak insanı, kısacası dünyayı olumsuz yönde etkileyecektir.

 

3. Hava Kirlenmesi : Yeryüzünü saran, gazlardan oluşan hava kürenin çeşitli sebeplerle kirlenmesine hava kirliliği denir. Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak sanayi tesislerinden, taşıtların egzozlarından çıkan gazlar, konutların bacalarından çıkan gazlar havanın kirlenmesine sebep olmaktadır. Ayrıca; volkanik patlamalar, orman yangınları gibi doğada meydana gelen olaylar da hava kirliliğine yol açar. Yalnız doğal olaylarla meydana gelen kirlilik, teknolojinin (beşeri) zararı kadar büyük etkiye sahip değildir. Doğa, teknolojinin sebep olduğu kirliliğe çözüm üretemeyecek hale gelmiştir.

Hava kirliliği, şehirleşme ve sanayileşme oranıyla doğru orantılıdır. Sanayinin çok geliştiği, dünya üzerinde küresel etkiye sahip olan şehirler; aynı zamanda en fazla kirliliğe sebep olan şehirlerdir.

“Aşağıdaki şehirlerimizden hangisinde hava kirliliği diğerlerinden daha fazladır?

A) İçel            B) Yozgat           C) Bayburt          D) İstanbul                   E) Karaman

Sorusunun cevabı; ülkemizin en fazla sanayileşmiş, en fazla gelişmiş şehri olan İstanbul’dur. İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli, Adana gibi kentlerle dünyada Londra, Essen, Los Angeles gibi kentler en fazla hava kirliliğine sebep olan kentlerdir. Bu kentlerde sadece sanayi tesisleri değil, araçların yaydığı egzoz dumanı, ısınma ya da enerji elde etmede kullanılan fosil yakıtlardan çıkan gazlar, volkanik patlama, rüzgar erozyonu, çöplerde ve onların yakılması sonucunda açığa çıkan gazlar, yangınlar gibi sebeplerden dolayı da hava kirliliği oluşmaktadır.

Dünya üzerinde belirli yerlere özgü hava kirlenmeleri görülmektedir. Bunlar;

1. Londra Tipi Hava Kirlenmesi : Sanayi tesislerinde, fabrikalarda, evlerin, ısınmasında enerji elde etmede ve içten yanmalı motorların (araçlar) hareket etmesinde kullanılan fosil yakıtlarından çevreye yayılan gazların oluşturduğu dumanın sisle karşılaşmasıyla oluşan hava kirliliğine Londra tipi hava kirlenmesi denmektedir. Bu tür kirlilikte en tehlikeli olan kükürt oksitlerin (SO2) suyla birleşmesidir.

Bu tür hava kirlenmesine neden Londra tipi hava kirliliği denmiştir? Çünkü ilk kez Londra’da görülen hava kirliliği çeşididir. 1952 yılında fosil yakıtların aşırı kullanımı sonucunda Londra’da 4000’den fazla insan hayatını kaybetmiştir. Ülkemizde sanayileşmiş kentlerimizde de Londra tipi hava kirliliği zaman zaman görülmüştür.

Londra tipi hava kirlenmesinde karbondioksit birikimi ve sülfürik asit yoğunlaşması ölümcüldür. Bu tür hava kirliliği havadaki nemle birleştiğinde asit yağmurlarına da sebep olarak ölümcül etkisinin süresini de uzatabilir. Londra tipi hava kirliliği cilt ve gözlerde tahrişe sebep olurken; bronşit, astım, amfizem gibi solunum yolu hastalıklarına da yol açmaktadır. Ayrıca metallerde paslanmaya, aşınma ve renk değişikliğine, betonda kalkmalara, kalker, kum taşları, kiremit ve boyaların bozulmasına, toprağın asitlenerek verimsizleşmesine neden olur.

Ankara, 1990’lı yıllarda Londra tipi hava kirliliğini yoğun şekilde yaşamıştır. Halk gaz maskesiyle dolaşmak zorunda kalmış, solunum güçlüğü çekilmiştir. Çok fazla insan solunum yolu rahatsızlıkları sebebiyle hastanelere akın etmiştir. Şehir, bu sorunu, fosil yakıt kullanımını kontrol altına alan projelerle kısmen azaltabilmiştir.

2. Los Angeles Tipi Hava Kirlenmesi : Egzoz gazlarının içinde bulunan karbon monoksit, hidrokarbon ve azot oksitler ile sülfür oksitler ve katkı maddelerinin güneş ışınları ile karbondioksite dönüşmesi sonucunda havada oluşan kirliliğe Los Angeles tipi hava kirlenmesi denir. Bu tip hava kirliliğine okyanustan gelen sis de etki etmektedir. Böylece canlı sağlığı olumsuz yönde etkilenir. Gözlerde tahriş; astım, bronşit, amfizem gibi solunum yolu rahatsızlıkları ile dolaşım sisteminde sorunlara neden olur. Vücuda oksijen girmesini engeller. Buna bağlı olarak kalp ve damar hastalıkları oluşur. Ülkemizde araç trafiğinin yoğun olduğu kıyı şehirlerimizde, özellikle de İstanbul’da bu tip hava kirliliği zaman zaman görülmektedir.

4. Radyoaktif Kirlenme : Radyasyon, bazı maddelerin çevreye yaydığı zararlara ve partiküllere verilen addır. Radyoaktif partiküller o kadar küçüktür ki öldürücü dozu dahi gözle görülemez. Doğal radyoaktif kirleticilerin yanı sıra beşeri kirleticiler de bulunmaktadır.

Bunlar;

nükleer reaktörler,                              yakıt işleme tesisleri

parçacık hızlandırıcılar,                      radyoaktif izotop kullanımı

x ışın makineler,                                 nükleer silah ve bombalardır.

         II. Dünya Savaşı sırasında 1945’te ABD’nin, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları ile 1986’de Çernobil’de yaşanan nükleer kaza sonucunda büyük kirlilik yaşanmıştır.

         Bu olayların sonucunda pek çok kişi hayatını kaybetti, su, hava ve toprak kirliliği yaşandı. Özellikle Çernobil Olayı bizim Doğu Karadeniz kıyılarımızı olumsuz yönde etkiledi. Bu dönemde nükleer partiküller yağışlarla Doğu Karadeniz’de tarımsal üretime zarar verdi. O yıl üretilen fındık ve çayı ihraç edemedik. Ayrıca bölgede kanser vakası, sakat doğumlar, kısırlık gibi pek çok olay hala etkisini göstermektedir.

         Teknoloji harikaları olan televizyonlar, bilgisayarlar, cep telefonları, piller gibi elektronik araçlar da yoğun miktarda radyasyon yaymaktadır. Aynı zamanda bu teknolojik aletlerin atıkları da çok zararlıdır. Bu atıklar içinde bulunan bakır, alüminyum, altın gibi önemli metalleri güvenli bir şekilde geri dönüştürecek teknolojiler geliştirmeli ve kurşun, kadmiyum, cıva gibi zehirli metaller toprak, hava ve suya karışmadan yok edilmelidir.

5. Besin Kirlenmesi : Besinler, insanlar tarafından tüketilen yiyecekler ve içeceklerdir. Besin kirlenmesi ise doğrudan ya da dolaylı olarak insanların tükettiği besinlerin sağlık problemlerine sebep olacak düzeyde kirletilmesidir.

         Besinler; havanın, suyun, toprağın kirliliği ile de kirlenebilir. Örneğin radyoaktif kirlilikten bahsederken Çernobil Vakası sonucu havaya karışan radyoaktif maddelerin Doğu Karadeniz’e yağış olarak düştüğünü ve buradaki tarım ürünlerine (fındık, çay) geçerek kanser başta olmak üzere pek çok olumsuzluğa sebep olduğunu söylemiştir. Bunun yanı sıra tarımda kullanılan kimyasal gübreler, zehirli ilaçlar, hormon ile sularda bulunan ve hastalıklara yol açan bakteriler de besin kirliliğine sebep olmaktadır.

         Sulara bırakılan zehirli atıklar balıklar tarafından bünyelerinde biriktirilir. Bu da balığı yiyen insana geçer. Bunlar dolaylı olarak besin kirliliğine sebep olan faktörlerdir.

         Besinlerin üretim ve dağıtım yerlerinde hijyene dikkat edilmemesi, bitki ve hayvanların genetiğinin değiştirilmesi (GDO), bozulmuş, çürümeye başlamış besinler ise doğrudan besin kirliliğine sebep olur.

6. Ses Kirliliği : İnsanlar üzerinde olumsuz etki, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen, hoşa gitmeyen seslere gürültü denir. Yani sesin gürültü niteliği taşıması için mutlaka yüksek düzeyde olması gerekmediği anlaşılmaktadır.

         Şehirleşme ve sanayileşme oranının artmasıyla birlikte ses kirliliği de hat safhaya çıkmıştır.

         Şehirlerde taşıt trafiği, inşaatlardan gelen sesler, yol yapım çalışmaları, sanayide kullanılan iş makineleri gibi pek çok etken gürültü kirliliğine sebep olmaktadır.

         Gürültü kirliliği, insan biyolojisi üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Gürültü, zamanla insanın işitme yetisinin zayıflamasına, bu durum ilerledikçe de sağırlığa sebep olur.

         Sesin şiddetini desibel ölçer. Belli bir desibelin üzerindeki değerler, şiddetine göre insanı az ya da çok etkilemektedir. Bunlara örnek verecek olursak;

30 – 90 desibel arası ses; uykusuzluk, öfke, zihinsel yorgunluk, solunum hızlanması, baş ağrısına,

90 – 180 desibel arası ses; ruhsal ve sinirsel bozukluklara, işitme ve denge kayıplarına, iç kulak ve beyinde tahribatlara,

180 desibel üzerindeki ses; kulak zarı patlamasına neden olmaktadır.

Gürültünün fazla olması insanlarda pek çok soruna sebep olur. Bunlardan bazıları;

Kulak çınlaması ve sağırlık,

Sinir zayıflıkları, depresyonlar, nevrozlar,

İşitme ve dolayısıyla da algılama güçlüğü,

Metabolizma bozukluğu sendromları,

Dikkat bozuklukları,

Ülser, astım ve kroner yetmezlik,

Psikolojik rahatsızlıklar,

Az ışıkta ve gece karanlığında görmenin zayıflaması.

Gürültü kirliliğine karşı;

Fabrikalar, sanayi kuruluşları, binalar yapılırken ses geçirmeyen izolasyon maddeleri kullanılmalı.

Yük taşıyan araçlar yerleşim yerleri dışından geçirilmeli.

Gürültü kaynakları ile konutlar arasında boş alanlar bırakılıp bu alanlar ağaçlandırılmalı.

Otoyolların kenarları ses geçirmeyen banketlerle ve ağaçlarla çevrilmeli.

Gürültülü uyarılar yerine görsel uyarılar yaygınlaştırılmalı.

Halkı gürültü kirliliği konusunda bilinçlendirilmeli.

Bunu Paylaşabilirsiniz.

Deprem Anında Zemin Sıvılaşması

Coğrafya TR 09 Haziran 2020

Mühendislik Hatalı Baraj Vajont Barajı

Coğrafya TR 19 Mayıs 2020

11.Sınıf Coğrafya Konuları

Coğrafya TR 18 Haziran 2020

Süper Hücre Nedir? Nasıl Oluşur?

Coğrafya TR 23 Haziran 2020

10.Sınıf Coğrafya Konuları

Coğrafya TR 19 Haziran 2020