Doğal Afetlerde İnsanın Rolü

Coğrafya TR 28 Temmuz 2019

Doğal olmayan, ama insanlara ve etrafa büyük zararlar veren hadiselerdır. İnsanlar namacıyla bulunduğu amacıyla şunlar Beşeri Afetler olarak nitelendirilirler. Mesela orman yangınlarının bir alanı, meskun mahallerde görülen yangınlar, hava kirliliği, su kirliliği, toprak erozyonu ve salgın hastalıklar gibi hadiseler beşeri afetlere numunetir.

a.Toprak Erozyonu
b.Hava Kirliliği
c.Asit Yağmuru
d.Ozon Tabakasının Delinmesi
e.Su Kirliliği
f.Toprak Kirliliği
d.Ozon tabakasının çok hasar görmesi
e.Kuraklık

Doğal afetler, en geniş manası ile insanlara zarar veren hadiselerdır. Başka bir ifade ile can ve mal kayıbına yol açan natural hadiselerdır. Afetin ilk özelliği natural olması, ikincisi can ve mal kayıbına namacıyla olması bir öteki çok kısa vakitte meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar doğrulusunda engellenememesidir. Bazı afetlerin yeryüzünün nerelerinde daha çok bulunduğu bilinmektedir. Mesela deprem, heyelan, çığ, sel, don ve birtakım afetlerin neticeleri depremde bulunduğu gibi direkt olarak ve derhal meydana çıkar. Ama kuraklıkta bulunduğu gibi birtakımlarının neticeleri ise uzun bir vakit sonra ve dolaylı olarak görülür.
Doğal Afetler Nelerdir? Doğal Afet Türleri, Afet Çeşitleri

Doğal Afetler iki ana takımda incelenir, Jeolojik ve Meteorolojik.
Jeolojik Afetler

Bunlar direkt olarak doğruya kaynağını yer kabuğu ya da yerin derinliklerinden alan natural afetlerdir.

- Deprem
- Heyelan
- Yanardağ patlamaları
- Tsunami
Meteorolojik Afetler

Atmosferdeki tabiat hadiseleri neticesinde meydana gelirler.

- Sel
- Çığ
- Fırtına
- Kuraklık
- Orman yangını
- İklim farkılıkları
- Kasırga
- Hortum

Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan asli etkenler atmosfer kökenli olmasına karşın, birtakımlarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de etkili olmaktadır. Sel, çığ ve sis buna numune olarak verilebilir.
Doğal Afetlerle alakalı Detaylı Bilgiler

Doğal afet, insanların etkileri olmadan meydana gelen, büyük yıkımlar yaparak insanların canına ya da malına zarar veren tabiat hadiselerina verdiği isimdir. Kasırga, deprem, sel bırer natural afettir...
KASIRGA

Doğal afetlerin en büyüğü olan kasırga şu biçimde tanımlanabilir: Büyük çaplı ve çok kuvvetli Beufort ölçeğine göre saatte 75 milden çok süratle ve dönerek esen tropik rüzgâr. Doğu Pasifik ve Güney Atlantik hâriç subtropikal ve tropikal iklim kuşağındaki bütün sıcak denizlerde vakitkli meydana gelir. Ağustos, eylül aylarında Antillerde görülür. Batı Pasifik Okyanusu’nda Tayfun ismini alır. Başlangıç ve mevsim sonu kasırgaları, Karaiplerin batısında görülür. Orta Amerika kıyılarının biraz açıklarında Pasifik Okyanusunda ve Meksika Körfezinde de sık sık rastlanır.

Kasırgalar, mahallî fırtınalar kadar kuvvetli sayılmazlar. Orta kUşakta meydana gelen ekstratropik siklonlar kadar da geniş çaplı değildirler. Ancak şunlar nisbeten geniş çapta ve kesafette olursa, bütün fırtınaların en tehlikelisi ve tahrip edicisi hâlini alırlar. Atlantikte ortalama senede yedi kasırga vuku bulduğundan doğu Pasifikte de aşağı yukarı aynı sayıda kasırga vuku bulur. 1890-1910 arası çok, 1910-1930 arası az, 1930-1950 arası çok sık kasırga vuku bulmuştur. Kasırgaların ekseni kuzeybatı istikametinde eser.

Meydana geliş ve hareket

Kuzey Atlantikteki kasırgalar ekseriyetle hazirandan ekime kadar olur. Bu müddet zarfında deniz yüzeyinde sıcak ve rutubet en çok haldedir. Mayıs ve kasım aylarında daha az, diğer aylarda ise pek seyrek meydana gelir. Kuzey Atlantik bölgesinde senede meydana gelen ortalama tropik siklon miktarı sekizdir. Bunun beşi ise kasırga tipindedir. Eylül ayında Atlantik Okyanusunun güneyindeki büyük subtropikal anti-siklon bölgesinde tropik fırtınalar eser. Antisiklon bölgesinin güneyinde esen doğu rüzgârları doğrulusunda tahrik edilerek birkaç günlüğüne batı istikametine kayar. Fırtınaların fazlası antisiklon bölgesinin batı ucundan kıvrılarak bâzıları Amerika’yı kasıp kavurur. Diğerleri ise kıyıdan geçer. Diğer fırtınalar kıvrılmadan batı istikametinde doğruca eserek Meksika Körfezini ya da Orta Amerika’yı etkileri altına alır. Mevsimin başında ve neticesinda patlak veren kasırgalar meydana geldikten sonra kuzey istikametinde eserler. Fırtınaların sürati ortalama 80-240 km’yi bulur.

Rüzgâr ve yağış

Tropik bir siklonun kasırga olarak adlandırılabilmesi amacıyla süratinın en azından 117 km/saat olması gerekir. Ekseriya saate 240 km’den çok sürate sâhiptirler. Sebeb oldukları direkt zarardan diğer yellar felaketlere yol açan büyük deniz dalgalarına ve denizin kabarmasına sebep olurlar. Carolis hareketleri adı verdiği hareketler sebebiyle kuzey yarım kürede esen rüzgârlar saat yelkovanının tersi istikametinde, güney yarım kürede ise saat yelkovanı istikametindedir. Kasırgalarla beraber yağış da gelir. Tropik bir rüzgâr kuşağının ortalama yağış miktarı 75-150 mm’dir. Daha çok yağış düştüğü de olur. Böyle yağışlar karaların iç kısımlarında ciddî sellere sebebiyet verir.

Büyüklük ve yapı

Çok yüksek sürate sâhib olan bulutların taşıdığı yağmur, nisbeten daha sâkin bir bölge olan kasırganın dönen alanının arka alanına  düşer. Kasırga boydan boya 50-800 km genişliğindedir. Büyük kasırgalarda havanın sirkülasyonu 12.000 m’den daha üst bölgelere kadar etki eder. Hattâ bâzı kasırgalarda bu etki stosferde dahi görülebilir. Sağnak yağmur getiren kümülüs ve kümülonimbüs bulutları rüzgâr kuşağında spiral bir biçim almaya meyillidirler. Şekiller radar ekranında görülebilmekte ve böylelikle muhasli bir kasırganın gelişi anlaşılmaktadır. Kara istasyonları, uçaklar ve denizdeki gemiler, radarlar vâsıtasıyla kasırgaları tâkip edebilmektedirler. Kasırganın dönen alanın arka alanına  (gözüne) yaklaşıldıkça rüzgârın sürati kesilir ama tamâmen durmaz. Yağış durur. Ortadaki bulutlar kaybolur, alçak bulutlar ekseriyetle kalır. Aralarından güneş ışıkları geçer. Kuşlar kasırga gözüne kapılır ve sürüklenir. Kasırga gözü atlattıktan bir saat sonra aksi istikamette daha güçlü bir rüzgâr eser.

Kasırganın orta alanı (otağında) ısı normalden 10°-15°C daha yüksektir. Çünkü buradaki hava daha az faaldir. Yanlardaki yüksek hava basıncından merkezdeki alçak hava basıncına doğru güçlü bir hava akımı meydana gelir. Ancak bu iç hava akımı adı verdiği hadisenin gücü kısmende olsa sürtünme ile hafifler. Kasırganın göz ve odak merkezi alanından dış kısımlara özellikle yukarı doğru santrafüj kuvvetler vâsıtasıyla bir hava akımı meydana gelir. Bu bölümde rüzgâr sürati azalır. Deniz civarsindeki kuvvetli siklonik akıma tezat teşkil ederek antisiklonik bir akım meydana gelir. Kasırgalar kolay bir buharla çalışan motora benzetilebilir. Kasırgayı hareket ettiren dinamo iç hava akımıdır. Hareketini ısı farkılıkları sağlamaktadır. Mal ve can kayıbına sebep olan kasırgalar üzerinde senelerdir çalışmalar yapılmaktadır. Sun’i peykler vasıtası ile kasırgaların doğuşu, takip ettiği yollar, büyüklüğü ve zararları ile alakalı yardımcı bulgular alınmaktadır.
DEPREM

Deprem, en ürkütücü natural afet olması ile bilinir. Aynı vakitte ansızın meydana çıkması neticesi tedbir alınması çok zordur. Deprem, yerkabuğu içersindeki kırılmalar namacıylaiyle ani olarak meydana çıkan titreşimlerin dalgalar durumunda yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma vakasıdır.

Magma üzerinde yüzen levhalar konveksiyonel akım yardımıyla vakitkli hareket durumundadir. Kıtaların hareketi ile plato sınırlarında kaynama ve ayrılmadaki sürtünmeden meydana gelen kinetik enerjinin ansızın büyük bir güçle boşalabilir. Yer katmanlarında meydana gelen şok dalgalarının sebep bulunduğu tabiat vakasına deprem denir.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içersinde ne biçimde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların dşayetlendirilmesini ve deprem ile alakalı diğer hususları araştıran bilim dalına "Sismoloji" denir.

Sismik şok dalgaları, yer kabuğunda dikey ya da yatay olarak hareket edebilirler. Deprem bölgesinin jeolojik yapısı neticesi killi ya da kumlu arazilerde yer altı su kaynakları ansızın yeryüzüne çıkabilir. Arazide civar kayıbı ya da tersi oluşabilir.

Deprem, insanın hareket etmeyen kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynadığı ve üzerinde tespit edilen bütün yapıların da hasar görüp, can kayıbına uğrayacak biçimde yıkılabileceklerini gösteren bir tabiat vakasıdır. İstanbul Kandilli Rasathanesi Türkiye depremlerini tetkik ve bilgi merkezidir.
HEYELAN (TOPRAK KAYMASI)

Heyelan, toprağın üst alanı ile beraber alçaktaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak yer değiştirmesidir.

Heyelanda Etkili Faktörler

1) Eğimin çok olması.
2) Yağışların çok olması
3) Toprak özellikleri (killi olması)
4) Tabakaların uzanış doğrultusu: Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha çok görülür.
5) Beşeri faktörler: Yol yapım çalışmaları ile ygaye denge profilinin bozulması.
6) Depremler

Türkiye’de heyelan vakası en çok Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde görülür. Sebepleri: Yağışın ve eğimin çok olmasıdır. Hem de toprağın killi olmasıdır.

En çok gördüğünüz devre ilkbahardır. Nedeni kar erimeleri ile toprağın suya doygun duruma gelmesidir.
EROZYON

Erozyon, dış kuvvetlerin etkileriyle toprak örtüsünün aşındırılarak diğer alanlara taşınmasıdır. Akarsu ve yel erozyonunun beraber etkili bulunduğu yerlerin ortak özelliği bitki örtüsü bakımından yoksul olmalarıdır.

Erozyonda Etkili Faktörler

1) Arazinin çok engebeli olması,
2) Eğimli arazilerde arazinin eğime dik sürülmesi.
3) Bitki örtüsünün tahrip edilmesi: Orman yangınları, tarla açmak hedefiyle ağaçların kesilmesi, otlaklarda aşırı otlatılma yapılması, anız örtüsünün yakılması gibi.
4) Toprağın aşırı işlenmesi.
5) Yağışların sağanak yağış şeklinde olması.
6) Yağış rejiminin düzensiz olması
7) Akarsu taşkınları

Erozyonun Sonuçları

1) Toprağın verimi düşer, çölleşme olur.
2) Barajlar dolar.
3) Tarım alanları daralır.
4) Bozulan natural dengeye bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır.

Erozyonu tedbirek amacıyla yapılması gerekenler

1) Mevcut bitki örtüsü korunarak ağaçlandırma yapılmalıdır.
2) Eğimli tarım alanlarında tarla eğime paralel sürülmeli ve taraça (seki) yapılmalıdır.
3) Nöbetleşe tarım tekniği uygulanmalı (bu teknikte asıl gaye erozyonu tedbirek değildir. Verimi artırmaktır.)
4) Otlaklarda erken ve aşırı otlatma yapılmamalıdır.
5) Baraj gölü ygayeları ağaçlandırılmalıdır
YANARDAĞ (VOLKAN)

Yanardağ ya da diğer bir adıyla volkan, dünyanın katmanlarında yer alan magmaların yeryüzüne çıktığı, genellikle biçim olarak koni biçimine benzeyen ve magma maddelerin havaya püskürtülmesini sağlayan, bir ağzı tespit edilen dağdır.

Dünyanın fizyolojisine bakıldığında, dünyanın detaylı katmanları bulunmaktadır. Bu katmanların birtakımlarında radyoaktif elementler ayrışır ve burada çok yüksek derecede bir ısı açığa çıkar. Öyle ki, bu ısı birtakım durumlarda binlerce derece standardına çıkabilmektedir. Derin katmanlarda yüksek basınç bulunduğu amacıyla, kayaçlar erime işlemine uğrayamazlar ve bu gayela sıvı duruma dönüşemezler. Bu kayaçlar gerektiğince sinirli haldedir ve yeryüzünün zayıf noktalarından yukarı doğru çıkmaya başlarlar.

Dünyanın daha üst katmanlarında basınç seviyesi azalır ve kayaçlar bu gayela yukarı doğru çıkarken erimeye başlar. Ve bu kayaçlar yeryüzüne, lavlar durumunda çıkmış olur. Bu lavlar, volkanik dağlardan yeryüzüne püskürülmektidir. Yeryüzüne yanardağlardan çıkan lavlar, dünyanın katmanlarını incelemek ve bu katmanlardan bilgi alabilmek amacıyla bilim insanlarınca incelenmektedir.

Dünya geneline bakıldığında,  yeryüzünde gerektiğince çok yanardağ bulunmaktadır. Bu alanlar aynı vakitte, volkanik bölge olarak adlandırılırlar. Bu yanardağların fazlası sönmüşken, aşağı yukarı 700-800 kadar yanardağ aktif olarak lav püskürmeye devam eder. Ancak bu lav püskürme işlemi, sık sık yaşanan bir eylem değildir. Çok seyrek olarak yaşanır. Yaşandığında ise, yaşamı felç edebilir. Sönmüş yanardağlar ise, hiç beklenmedik biçimde yine aktif duruma gelebilme özelliğine sahiptirler. Burada magmanın rolü büyüktür.

Dünyada yer alan etkin yani aktif yanardağların fazlası, dar kUşaklarda toplanmış bulunmaktadır. Buralar volkanik alanlardır. Bu kUşaklar içerisinde, Pasifik Çevresi Kuşağı, en tanınanlerden ve aynı vakitte en tehlikelilerinden biridir.  İkinci büyük yanardağ bölgesi ise, Atlas Okyanusu Bölgesidir. Bu bölge, okyanus ortalarındaki ve anakarada yer alan fay bölgelerini içermektedir. Bu okyanus bölgelerinin dışında, bir de volkanik bölge olarak Akdeniz Bölgesi bulunmaktadır. Bu bölümdeki yanardağlar, Akdeniz etrafsinda tespit edilen kıvrımlı dağların iç yerlerinde yer alır ve jeolojik yapıdan incelendiğinde, Akdeniz Bölgesinin özelliklerini taşımaktadır.

Anakarada tespit edilen yanardağların, gerektiğince muhteşem görüntüleri bulunmaktadır. Ama bu muhteşem yanardağlar, deniz ve okyanus yerlerinde yer alan yanardağlarla karşılaştırıldıklarında, görkemlerini yitirmiş olmaktadırlar. Okyanus ve denizlerde yer alan yanardağların, yalnızca tepeleri su yüzeyindedir. Bu cinsten yanardağlara tanınan en iyi numunelerden birisi, Kanarya Adaları’nda bir ada olan tenerife adasndaki “Pice de Teide” yanardağ’dır. Bu volkanın zirve noktası deniz yüzeyinden 3.718 metre yüksekte, dibiyse su yüzeyinden 3000 metre alçakta yer alır. Bu volkanın toplam yüksekliği, Ankaradaki yanardağlardan gerektiğince çokdır. Ki Hawai Adalarında yer alan Volkanik dağların, bütün yükseklikleri 9 kilometreyi aşmaktadır. Bu yükseklik ise, yeryüzünün en büyük dağı olan Himalayalar’dan daha çokdır.

Yanardağlar aktif duruma geçtikleri vakit, yeryüzüne çok sinirli lavlar iner ve havaya da kül ve toz bulutları dağılır. Bu kül bulutları o kadar kuvvetli büyüklükte olabilir ki, dünyadaki hava yolu ulaşımını kolaylıkla aksatabilir. Lavların da etrafa zararları gerektiğince geniş çaplıdır.
TSUNAMİ

Tsunami (Japonca'da liman dalgası manasına gelir) okyanus ya da denizlerin tabanında meydana gelen deprem, yanardağ patlaması ve şunlara bağlı taban çökmesi, zemin kaymaları gibi tektonik hadiseler neticesi denize geride bıraktığımız enerji namacıylaiyle meydana gelen uzun periyotlu deniz dalgasını temsil eder.

Yunan tarihçi Tukididis, tsunamileri denizaltı depreminden kaynaklandığını ileri sürdüğü tanınan ilk şahıs olarak bilinmesine karşın tsunaminin oluşumu ile alakalı 20. yüzyıla kadar pek birşey bilinmemekteydi. Konu, hala araştırılmaktadır. İlk jeolojik, coğrafik ve oşinografik makaleler, tsunamileri "sismik deniz dalgaları" olarak adlandırmaktadır.

Tropikal kasırga gibi birtakım meteorolojik şartlar, büyük alçak basınç alanlarını yaratarak İng. storm surge denilen fırtınalarda denizin çok artması olgusuyla meteotsunamilere namacıyla olabilir. Meteotsunamiler de deniz civarını gelgit normalin birkaç metre üzerinde çıkartabilir. Bu değişim, alçak basınç alanındaki düşük atmosfer basıncından kaynaklanır. Bu storm surgeler kenara erişince etrafsi suya boğarak tsunamiye benzetilebilirler.

Tsunami, tektonik hadiseler neticesi deniz ya da okyanusta meydana gelen devasa büyüklükteki dalgalara verdiği bir addır. Japonca'da liman dalgası manasına gelir. Can ve mal kayıbının çok bulunduğu mühim tabiat hadiselerindan biridir. Tsunami kelimesi, 15 Haziran 1896 senesinde Japonya'da yaşanan büyük meiji tsunamisinden sonra dünya dillerine kendi kendine yerleşmiştir.

Deniz ya da okyanusun dibinde meydana gelen deprem, zeminin çökmesine ve kaymasına namacıyla olur. Bunun neticesinde tsunami adı verdiği devasa dalgalar oluşur. Depremden kısa bir vakit sonra kıyıda görülen yavaş ama anormal su yükselişi çok güçlü dalgaların yani tsunaminin geleceğinin habercisidir. Tsunaminin ilk ve son dalgası etkilerizdir ama diğer dalgalar çok süratli ve güçlüdir. Ard arda gelen 4-5 büyük dalga etrafa yayılır.

Tsunaminin en çok gördüğünüz okyanus Pasifiktir. En yeni örneği 10 mart 2011 tarihinde bütün dünyanın gözü önünde Japonya'da yaşandı. Son 140 senenin en büyük depremi olarak tariflenen felakette can kayıbı yaşanmazken deprem neticesi meydana gelen tsunami de akıl almaz can ve mal kayıbı yaşanmıştı.
ORMAN YANGINLARI

Eskiden orman yangınları natural afet olarak kabul edilmese de, bugün bundan sonra akciğerlerimize ve sağlığımıza karşı çok büyük bir yıkım olmasından natural afet olarak kabul edilmektedir. Orman yangını, natural ya da insani sebeplerden meydana çıkan ormanların kısmen ya da tamamiyle yanmasıdır. Yıldırım düşmesi,yanardağ patlaması ve yüksek sıcaklık gibi natural sebeplerle çıkan yangınlar ve sigara, tarımsal mamüller namacıylali çıkan insan kaynaklı orman yangınları vardır. Ormanların yanması ekolojik olarak bir çok zarara sebep olur. İklim farklılığı ve kuraklık başlıca sonuçlardır.

Ormanları yangınlara karşı güvenliğini sağlamak amacıyla

1. Ormanlara cam ve cam kırıkları atılmamalıdır. (Cam, güneş ışığını bir büyüteç gibi çimenlere çeker. Çimenler, tutuşarak çimenlerin alevlenmesine ve bundan dvakası yangının meydana gelmesine namacıyla olacaktır.)

2. Mangal küllerini söndürmeden dökülmemelidir. Çünkü çimenlerin tutuşarak yangın çıkarma mümkünlülüğü vardır.

3. Bir yangın gördüğümüz vakit 110 yangın ihbar hattına bildirmeliyiz; şayet bu bir orman yangınıysa, o vakit 177 alo orman yangını ihbar hattına bildirmeliyiz.

4. Halk görevli şahıslar ve etraf örgütleri doğrulusunda bilinçlendirilmeli, bu hususta seminerler ve konferanslar düzenlenmelidir.

5. Ormanda ateş yakmamalıyız, yakmak zorundaysak çimensiz bir alanda ateşin etrafsine taş koyarak yakmalıyız.

Bunu Paylaşabilirsiniz.

Dünya Üzerindeki Kıtalar ve Özellikleri

Coğrafya TR 24 Haziran 2020

Süper Hücre Nedir? Nasıl Oluşur?

Coğrafya TR 23 Haziran 2020

12.Sınıf Coğrafya Konuları

Coğrafya TR 09 Eylül 2018

11.Sınıf Coğrafya Konuları

Coğrafya TR 09 Eylül 2018

10.Sınıf Coğrafya Konuları

Coğrafya TR 09 Haziran 2018

Zemin Sıvılaşması Deprem

Coğrafya TR 09 Haziran 2020

Süper Hücre Nedir? Nasıl Oluşur?

Coğrafya TR 23 Haziran 2020

Solüsyon Madenciliği Tuz Üretimi

Coğrafya TR 04 Haziran 2020

Havayı Kontrol Etme İsteği Bulut Tohumlama

Coğrafya TR 01 Haziran 2020

Rüzgarlar ve Çeşitleri

Coğrafya TR 24 Mayıs 2020